Hakkında Only Lovers Left Alive
Jim Jarmusch imzalı 'Only Lovers Left Alive', vampir mitolojisini alışılmışın dışında, melankolik ve son derece zarif bir şekilde ele alıyor. Film, yüzyıllardır yaşayan ve birbirine derinden bağlı iki vampir olan, entelektüel müzisyen Adam (Tom Hiddleston) ile tutkulu gezgin Eve'in (Tilda Swinton) hikayesini konu ediniyor. Adam, modern dünyanın yozlaşmasından bıkmış, Detroit'in terk edilmiş banliyölerinde depresif bir inzivada yaşarken; Eve, Tanca'nın canlı sokaklarında hayat dolu bir varoluş sürdürmektedir. Eve'in, Adam'ın içine kapanık halinden endişe duyarak onu ziyarete gelmesiyle, zamana meydan okuyan bu aşkın ritüelleri ve derin bağı seyirciye yansıtılır.
Ancak bu huzurlu birliktelik, Eve'in kontrolsüz ve dürtüsel kız kardeşi Ava'nın (Mia Wasikowska) beklenmedik ziyaretiyle altüst olur. Ava'nın kaotik enerjisi, Adam ile Eve'nin dikkatle kurduğu narin dengelerini ve 'temiz' yaşam tarzlarını tehdit eder. Film, vampirliği bir lanet veya korku ögesi olmaktan ziyade, sanata, bilime ve güzelliğe duyulan ölümsüz bir tutkunun, yalnızlığın ve zamanın ağırlığının metaforu olarak sunar. Hiddleston'un karamsar ve içe dönük performansı ile Swinton'un sakin ve bilge tavrı mükemmel bir uyum içindedir. John Hurt'un canlandırdığı Christopher Marlowe ise filme tarihsel bir derinlik katar.
Jarmusch'un hipnotik yönetmenliği, Yorick Le Saux'nun loş ve atmosferik görüntüleri ile Jozef van Wissem'in hipnotik lut müziği, filme benzersiz bir ruh hali kazandırır. 'Only Lovers Left Alive', aksiyon odaklı vampir hikayelerinden uzak, yavaş tempolu, felsefi ve görsel bir şiirdir. Sanat, aşk, yalnızlık ve insanlığın (ya da 'zombilerin' dedikleri sıradan insanların) yıkıcılığı üzerine düşündüren bu film, izleyiciyi büyüleyici bir melankoliye davet ediyor. Estetik zevki yüksek, farklı bir vampir draması arayanlar için kaçırılmaması gereken bir başyapıt.
Ancak bu huzurlu birliktelik, Eve'in kontrolsüz ve dürtüsel kız kardeşi Ava'nın (Mia Wasikowska) beklenmedik ziyaretiyle altüst olur. Ava'nın kaotik enerjisi, Adam ile Eve'nin dikkatle kurduğu narin dengelerini ve 'temiz' yaşam tarzlarını tehdit eder. Film, vampirliği bir lanet veya korku ögesi olmaktan ziyade, sanata, bilime ve güzelliğe duyulan ölümsüz bir tutkunun, yalnızlığın ve zamanın ağırlığının metaforu olarak sunar. Hiddleston'un karamsar ve içe dönük performansı ile Swinton'un sakin ve bilge tavrı mükemmel bir uyum içindedir. John Hurt'un canlandırdığı Christopher Marlowe ise filme tarihsel bir derinlik katar.
Jarmusch'un hipnotik yönetmenliği, Yorick Le Saux'nun loş ve atmosferik görüntüleri ile Jozef van Wissem'in hipnotik lut müziği, filme benzersiz bir ruh hali kazandırır. 'Only Lovers Left Alive', aksiyon odaklı vampir hikayelerinden uzak, yavaş tempolu, felsefi ve görsel bir şiirdir. Sanat, aşk, yalnızlık ve insanlığın (ya da 'zombilerin' dedikleri sıradan insanların) yıkıcılığı üzerine düşündüren bu film, izleyiciyi büyüleyici bir melankoliye davet ediyor. Estetik zevki yüksek, farklı bir vampir draması arayanlar için kaçırılmaması gereken bir başyapıt.


















